1770’lerin başında Goethe’nin Hz. Muhammed’e yazdığı şiir

486px-Goethe_(Stieler_1828)

 

Kriter Dergisi’nde yer alan Ercan Aslaner çevirisiyle 1770’lerin başında Goethe’nin Hz. Muhammed’e yazdığı yazı ve şiir

Hz. MUHAMMED’E YAZI VE ŞİİR

Hareket noktamız şiirden çıkarak tekrar ona gelmek olduğu için, her şeyden önce yukarıda adını zikrettiğimiz mümtaz şahıstan bahsetmek amacımıza uygun düşer. O, bir şair değil peygamber olarak görevlendirildiğini, hatta ona gelen ilahi kitap Kur’an’ın okuma veya eğlence kitabi telakki edilmediğini ısrarla vurgulamıştır.

Şair ve peygamber farkını şöyle açıklayabiliriz: Her ikisi de Allah’ın iradesiyle belirir. Şair kendisine verilen yeteneği dünyacı zevk, şöhret ve her şeyden önce konforlu bir hayat uğruna tüketir. O, çok yönlülüğü bulmak, düşünce yahut tasvirlerinde sınırsızlığa ulaşmak için bütün diğer amaçlarını terk eder. Peygamberin ise bir amacı vardır: O’na hizmette en sade araçlardan yararlanır. O herhangi bir sistemi bildirmek, belli ölçü etrafında yaratılmışları toplamak ister. O bunu dünyaya yaymakla görevlidir; bunun içinde sade olmaya mecburdur. Buna ters düşen çok yönlülük inanmaya değil, anlamaya yöneliktir.

Az sözle çok anlamı ortaya koymak için Kur’an’ın bütün muhtevası Bakara suresinin başlangıcında şu ayetlerde belirtilir: ( Burada Bakara’nın ilk yedi ayeti veriliyor )

Kur’an surelerden meydana gelmiştir. İman ve küfür, izzet ve zillet gibi birbirinin karşıtıdır. Cennet müminlerin, Cehennem inanmışların yeridir. Bizi bazen korkutan, bazen müjdeleyen, hayrete düşüren, neticede ibadete çağıran bu fevkalade kitabın ana hatlarını, emir ve nehiyler, Yahudi ve Hıristiyanlarda da bulunan meşhur kıssalar, Allah’ı yüceltmenin her çeşidi, sık sık görülen sıfat ve zarf yinelemeleri teşkil eder.

Bu kitabın her tarihçiye neden büyük bir araştırma görevi yüklediğini bir önemli şahsın ağzından dinleyelim:

Hz. Muhammed öncesi zaman cahiliye çağı adlandırılırsa ve hikmete dayalı Aydınlık Çağı’nın İslam’la başladığı kabul edilirse Müslümanlara gücenilemez. Kur’an’ın üslubu onun muhteva ve amacına uygun olarak sert, azametli, korku verici, yer yer çok yücedir. Ayetlerdeki anlamlar birbirlerini açıklar. Kur’an’ın büyük gerçeği üzerine kimse hayret edemez. Neden bu kitap gerçek müminlerce yaratılmamış ve Allah gibi sonsuz kabul ediliyordu? Buna rağmen önceki zamanların daha iyi edebiyat ve yazı türünü tanıyan bazı işlek kafalar şu iddiada hemfikirdiler: Eğer Allah’ın Hz. Muhammed yoluyla irade ve kanunlarını vahyetmesi O’na hoş gelmeseydi, Araplar tedricen kendiliklerinden bu aşamaya, hatta daha yükseğine çıkarlar ve bir arı dilde saf kavramlar geliştirirlerdi.

Diğer aşırılar Hz. Muhammed’in dil ve edebiyatı telafi edilmez şekilde bozduğunu öne sürüyorlardı. Bir diğer şair ise Hz. Muhammed’in söylediklerinden daha iyisini söyleyeceğini iddia etti. O bazı insanları kendisine inandırdı. Peygamberliğe oynayan bu adama lakabı verilmiştir.

Kur’an’da daha önce yazılmış olan yerlerin şimdi mevcut olmadığını ileri süren bazı İslamımsı kritikler görülmüştür. Diğer bazı yerler birbiriyle ters düşer gibi görünür yine aynı iddiaya göre. Bundan başka bu bakış sahipleri yazılı nakillerde de kaçınılmayan noksanlar olduğunu ileri sürerler. Kur’an ününü eski nakillere, tanınmış soylara dayandıran bir milletin ihtiyaçlarına uygun ve tamamıyla pratik tedvin ediliş sebebiyle ebediyen en yüksek etkiye sahip kalacaktır.

Hz. Muhammed masalları bile yasaklamak suretiyle şiire karşı bir eğilimdedir. Olağanla olağanüstü arasında gidip gelen ve gerçeği ihtimallere yer vermez biçimde öne süren bir romantik zeminde sallanan bu saray, sanki bir ipliğe dizilmiş örneklercesine görülenlerin benzerleri olarak Sasaniler zamanında olabildiğinde çoğalmıştır. Onun karakter özelliği geleneklere bağlılık ve bundan dolayı insanı tekrar içine kapatmak değil, aksine kendi dışına, şartsız bağımsızlığa yöneltmektir. Buna göre Muhammed kendisine engel olanları etkilemek istiyordu. O, Tevrat’ın nakillerini ve Allah’a mutlak imana, değişmez itaate ve keza İslam’a dayanan pederşahi ailelerin önemli hayat hikayelerini menkıbelere çevirmeyi bilir. Bu menkıbeler ustaca detaylarla güven, itaat ve imanı içerir. Nuh, İbrahim, Yusuf kıssaları bu anlamda düşünülür ve değerlendirilirse onun mucizelere değer verdiği anlaşılır.

Muhammet’in şanı

Sevinç sevinç berrak
Ve yıldız yıldız parlak
Bir dağ pınarı
Üstünde beyaz bulutların
Ve kuytusunda bir yeşil yamacın
Aziz ruhlar sallamış beşiğini
Veda edip çocuk tazeliğiyle bulutlara
Raks eder gibi iner mermer kayalara
Haykırır sevincini semalara
Dağ geçitlerinde
Önüne katar renk renk çakılları
Ve bağrına basar kardeş pınarları
Çiçeklenir ayak bastığı yerler
Ve nefesiyle yeşerir çimenler
Yoldaşı olur şimdi ırmaklar
Ovaları doldurur gümüş ışıklar
Bir ses yükselir pınarlardan

“Kardeş ayırma bizi koynundan,
Bekliyor Yaratan.
Yoksa bizi çölün kumları yutacak
Güneş kanımızı kurutacak
Kardeş,
Dağın ırmaklarını, ovanın ırmaklarını
Hepimizi alıp koynuna
Eriştir bizi yüce Rabbına
Ezelî Deryâ’nın yanına.”
Peki, der, dağ pınarı
Kendinde toplar bütün pınarları
Ve haşmetle kabarır göğsü, kolları
Ülkeler açılır uğradığı yerlerde
Yeni şehirler doğar ayaklarının altında…
Kulelerin alev zirvelerini
Ve haşmetli mermer saraylarını
Bırakıp arkasında
Yürür mukadder yolunda
Dalgalanır başının üstünde binlerce bayrak
İhtişamının şahitleri
Evlâtlarını Rabbine ulaştırarak
Karışır İlâhî ummana coşarak!

çeviri Ercan Aslaner —

 

Mahomets gesang

 

seht den felsenquell,

freudehell,
wie ein sternenblick;
über wolken
nährten seine jugend
gute geister
zwischen klippen im gebüsch.

jünglingsfrisch
tanzt er aus der wolke
auf die marmorfelsen nieder,
jauchzet wieder
nach dem himmel.

durch die gipfelgänge
jagt er bunten kieseln nach,
und mit frühem führertritt
reißt er seine bruderquellen
mit sich fort.

drunten werden in dem tal
unter seinem fußtritt blumen,
und die wiese
lebt von seinem hauch.

doch ihn hält kein schattental,
keine blumen,
die ihm seine knie umschlingen,
ihm mit liebesaugen schmeicheln:
nach der ebne dringt sein lauf
schlangenwandelnd.

bäche schmiegen
sich gesellig an. nun tritt er
in die ebne silberprangend,
und die ebne prangt mit ihm,
und die flüsse von der ebne
und die bäche von den bergen
jauchzen ihm und rufen: bruder!
bruder, nimm die brüder mit,
mit zu deinem alten vater,
zu dem ewgen ozean,
der mit ausgespannten armen
unser wartet
die sich, ach! vergebens öffnen,
seine sehnenden zu fassen;
denn uns frißt in öder wüste
gierger sand; die sonne droben
saugt an unserm blut; ein hügel
hemmet uns zum teiche! bruder,
nimm die brüder von der ebne,
nimm die brüder von den bergen
mit, zu deinem vater mit!

kommt ihr alle! –
und nun schwillt er
herrlicher; ein ganz geschlechte
trägt den fürsten hoch empor!
und im rollenden triumphe
gibt er ländern namen, städte
werden unter seinem fuß.

unaufhaltsam rauscht er weiter,
läßt der türme flammengipfel,
marmorhäuser, eine schöpfung
seiner fülle, hinter sich.

zedernhäuser trägt der atlas
auf den riesenschultern; sausend
wehen über seinem haupte
tausend flaggen durch die lüfte,
zeugen seiner herrlichkeit.

und so trägt er seine brüder,
seine schätze, seine kinder
dem erwartenden erzeuger
freudebrausend an das herz

Reklamlar

One thought on “1770’lerin başında Goethe’nin Hz. Muhammed’e yazdığı şiir

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s